27 Ocak 2019 Pazar

Kara Mizah; Ruh Sağlığı Yasa Tasarısı


Ülkemizde halen ruh sağlığı profesyonellerinin ve ruhsal hastalıklara sahip olan bireylerin korunmasına yönelik hakları içeren tam teşekküllü bir yasal düzenleme yoktur. Ancak bu alan bugüne dek hiç doldurulmamış da değildir. Bu konuda ilk ve bilinen en geniş aşama kısmi olan yasal metin 6 Mart 1876 tarihli “Bimarhanelere Dair Nizamname”dir. Bu tüzüğün uygulamasını düzenleyen bir yönerge de 13 Aralık 1913’de “Bimarhane ve Müşahedehane Talimatnamesi” adıyla çıkarılmıştır. Bugün bu yasal metinlerin yürürlükte olmadığını, yerine başka bir yasal düzenleme de yapılmamış olduğunu biliyoruz. Çağının “Ruh Sağlığı Yasası” niteliğindeki 1876 tarihli tüzük 1853 tarihli Fransız yasasından uyarlanmış, Sultan Abdülaziz imzasıyla yayımlanmıştır. Ancak bu tüzüğün Cumhuriyet dönemine geçişte iptal edilen yasalar arasında olduğu, yerine bir düzenleme yapılmadığı sanılmaktadır. Bu konu hakkında dönem dönem bir takım çalışmalara hız verilse de ruh sağlığı profesyonellerinin tam olarak kapsayıcı ve tatmin edici bir çalışmanın halen yürürlükte olmadığı görülmektedir. Ruh sağlığı alanında yasal düzenlemeler açısından 135 yıl önce çağa uygun bir adım atılmış, ancak bu güne dek kayda değer bir şeyin yapılamamış olmasını, bu alanda oluşan boşluğun profesyonel olmayan kişiler tarafından doldurulmasının önüne geçmek amacıyla mesleğe uzun yıllar emek vermiş ve en sonunda bunun elini taşın altına koymak olduğuna karar vererek yeni bir oluşuma imza atmış bir isim olan Türkiye Psikologlar Platformu kurucularından ve Platformun Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Psikolog Mürsel ŞEKER ile bu yasal sürece el vermek, nasıl bir oluşum olduklarını ve ilerleyen süreçlerde neler yapmayı planladıklarını konuşmak için bir araya geldik.

    1-Sizi tanıyabilir miyiz?

Tabii ki. 2012 yılında Mersin Üniversitesi Psikoloji bölümünden mezun oldum. Mezun olduktan sonra kısa bir süre özel bir engelli bakım evinde çalıştım. Daha sonra kamu kurumuna atandım. İlk görev yerim Şanlıurfa'ya bağlı Akçakale ilçesi. Oradan Mersin’e geçiş yaptım, şimdi ise Tarsus’ta çalışıyorum. Şu an Mersin Üniversitesi Aile Eğitimi ve Danışmanlığı üzerine yüksek lisans yapıyorum. Derslerden kalmazsam Mayıs 2019’da mezun olacağım.

  2-Bu bölümü okumaya nasıl karar verdiniz? Ölçütünüz ne oldu? Şu an üniversite sınavına hazırlanan bir birey olsaydınız Psikoloji Bölümünü tercih eder miydiniz?
Gerek ortaokulda gerekse lisede içime kapanık sessiz, sakin biraz da özgüven eksikliği olan biriydim ama dinlemeyi ve yorum yapmayı, insanlara yardımcı olmayı, onların hayatına dokunmayı çok sevmişimdir. Eşit Ağırlık bölümüne başladığımda meslekleri inceledim. Psikoloji bölümünü ilk kez o zaman fark ettim ve tek meslek üzerinde yoğunlaştım. Kendimi bulduğum meslek diyebilirim. Şu an üniversite sınavına hazırlanıyor olsaydım kesinlikle yine bu bölümü tercih ederdim. Fakat meslekteki sorunları, sıkıntıları bilseydim belki de enine boyuna tartar öyle tercih ederdim veya bölüm dışında başka bölümleri de yazardım.

  3-Sizler yıllardır sahadasınız ve sahada olan biten birçok şeyi gözlemleme ve izleme fırsatınız oldu. Bizler psikolog adayı olarak veya psikoloji bölümünü tercih etmeyi planlayan biri için psikoloji alanında bilinmesi gereken bir husus var mı? Az önce sorumuzu sizler yanıtlarken  “Meslekteki sorunları, sıkıntıları bilseydim belki de enine boyuna tartar öyle tercih ederdim” diye bir cümle kurdunuz. Bu cümlenizi lütfen biraz daha detaylı açıklar mısınız?
Belki birçok meslek grubunda sorunlar vardır ama sahada olduğum için kendi mesleğimde ne gibi sorunlarla karşı karşıya kaldığımızı çok iyi biliyorum. En büyük sorun mesleğimizin bağımsız bir yasasının olmaması. Sorunlarımız arasında öğrenciler-mezunlar arasındaki kopukluk, mesleki birlikteliğimizin olmaması ve bir araya gel(e)mememizi de sayabilirim. Bu sorunlar alan dışından kişilerin alanımızı istismar etmesine sebep oldu. Zamanla mesleğimizin saygınlığı azaldı, her geçen yıl yeni kontenjanlar açılması da cabası... 2018 yılında vakıf ve devlet üniversiteleri dâhil toplamda 80’e yakın psikoloji eğitimi veren üniversite var. Şu an bile gerek kamu kurumuna atanmak gerekse özel sektörde doygun ücretli iş bulmak zor iken bundan 5 yıl ya da 10 yıl sonra böyle devam ederse ne olur sizce ben sorayım sizlere?

  4-Peki nasıl karar verdiniz? Hangi ölçüt sizi bu tür bir mücadele için harekete geçirdi?  Sormak istediğim bardağı taşıran nokta neydi?
Bildiğiniz gibi 2018 yılı seçim yılı oldu. Her seçim süreci olduğu gibi bu seçim sürecini de yakından takip ettim ve adayların vaatlerini dinledim. Bütün adayların vaatlerinde çeşitli meslek gruplarıyla ilgili düzenleme/iyileştirme bulunuyordu lakin hiçbir adayın ağzından psikologlara yönelik bir vaat duymadım. Bu işte bir terslik olduğunu sezdim. Aklıma iki ihtimal geldi;  ya hiçbir siyasetçi gerçekten mesleğimizle ilgili bu tür sorunları bilmiyor ya da mesleğimizi önemsemiyorlar. İlk ihtimal üzerinde durdum ve bir farkındalık oluşturmaya karar verdim. Bu durumu çalışma arkadaşım Mehmet Koç ile paylaştım. Kendisi de bu görüşüme hak verdi ve bir çalışma içine girmemiz gerektiğini, siyasetçilerle sınırlı kalmayıp halkımızı da bilgilendirmek gerektiğini söyledi. Bunun üzerine kendi telefonumda kayıtlı psikolog adayları ve psikologlardan oluşan “psikologlar haklarını istiyor” isimli bir grup kurdum. Gruba yaklaşık 80 arkadaşımı ekledim. Grubu neden oluşturduğumu açıklamaya başlayınca art arda gruptan ayrılmalar oldu. Yakın arkadaşlarıma sorduğumda. Hepsi kendilerince haklı sebeplerle gruptan çıktığını, az önce söylediğim gerekçeler de öne sürerek böyle bir iş birliğinde bulunmak istemediklerini dile getirdiler. Yine de kararlıydık ve süreci yürütmeye devam edecektik. İtiraf ediyorum ki motivasyon olarak düşüş yaşadım ve kendimi sorgulamaya başladım; ben şirket kurmuyorum veya ne bileyim futbol takımı herhangi kar amacı güden bir oluşum için bir grup kurmadım, hepimizin kanayan yarası olan meslek ihlallerine ses getirelim siyasetçileri ve halkı bilgilendirelim diye bir grup oluşturdum, acaba neden destek gelmiyor ya da acaba neden birlik olunamıyor diye.. İlerleyen zamanlarda Türk Psikologlar Derneği sosyal medyada bir hashtag kampanyası yürüttüğünü öğrendim. Grubumuzda kalan arkadaşlarla bu kampanyaya destek olmamız gerektiğini söyledim. Böylelikle üniversite grubu arkadaşlarımız “tag grubu” isimli WhatsApp grupları oluşturdular. Bir anda sayımız 3000’leri aştı. Bu grubu oluşturan arkadaşlarla iletişime geçtim. Bunun sadece tag grubu olarak geçici olunmaması gerektiğini,  sürekli bir mücadele içinde olmamız gerektiği tavsiye ve önerisinde bulundum. Arkadaşlarımız bu öneriye sıcak baktılar ve isteyen kişilerin kalabileceğine dair duyurular yaptılar. Birçoğu gruplardan çıkmadı. Bunun üzerine oluşumumuz şekillenmeye ve her geçen gün genişlemeye devam etti.
İlk toplantılarımızı yaptık. “Türkiye Psikologlar Platformu “ ismi Mersin’de gerçekleştirilen ilk toplantı sonucunda oy birliğiyle karar verildi. WhatsApp gruplarına bu isim sunuldu ve itiraz gelmeyince “Psikologlar Haklarını İstiyor” grupları, “Türkiye Psikologlar Platformu” olarak değiştirildi.
Hasthag çalışmaları yaparken birçok siyasetçiye ve gazeteciye ulaşma şansı yakaladık. Mesleki sorunlarımızı dile getirdiğimizde hemen hemen kimsenin bu sorunlardan bilgilerinin olmadığını öğrendik. Gerek siyasetçilerden gerekse gazetecilerden destek sözlerini aldık. Bu bizi daha da cesaretlendirdi.
Facebook, İnstagram, Twitter ve Youtube olmak üzere Sosyal Medya hesaplarımızı kullanıma açtık Sosyal Medya hesaplarımızı etkin bir şekilde kullanmaya başladık.
Oluşumumuzun daha etkin ve sistematik yürümesi için bir takım çalışma prensipleri oluşturmaya karar verdik. Çalışma prensibimizi oluşturmadığımız takdirde ilerleyen süreçlerde kısır döngü içine gireceğimiz aşikâr. WhatsApp gruplarında takım çalışmasında yer almak üzere gönüllülük esasına dayalı olarak arkadaşlarımıza doldurmaları için bir form oluşturup gönderdik. Formu 1000’e yakın Öğrenci/Mezun arkadaşımız doldurdu. Bu bizi çok etkiledi. Doğru bir yolda olduğumuzu bir kez daha görme fırsatı elde etmiş olduk.
Takım çalışma prensibi oluşturulduktan sonra liyakat esaslı olarak arkadaşlarımız ile iş bölümü şeması içinde birimler oluşturduk. Yönetim kurulu ekibini şekillendirdik. Mücadelemizin Mersinle sınırlı kalmaması için yönetim kurulumuza her bölgeden arkadaşlarımızın katılmasını sağladık. Doğudan Batıya, Kuzeyden Güneye, KKTC ve yurt dışı dâhil birçok temsilcilerimiz ve takım çalışması için gönüllü arkadaşlarımız oldu.
Bir süre olumlu neticeler elde ettikten sonra yönetim kurulunun yeterince etkin olmadığını fark ettik ve yeni bir yönetim kuruluna ihtiyaç duyduk. Şu anki yönetim kurulumuz bu şekilde oluştu. Çok dinamik çok istekli, çalışkan bir oluşumumuz var.
Şu an itibariyle 40’a yakın Psikoloji Eğitimi veren üniversitelerimizde temsilcilerimiz var. Bizi destekleyen hocalarımız var. Bizi destekleyen derken, meslek yasasının olmamasından hemen hemen herkes rahatsız tabi, şimdiye kadar birçok defa meslek yasası mücadelesi olup da yarıda kalan ya da sonuca ulaşamayan birçok oluşumdan ötürü temkinli yaklaşanlar var. Biz kararlıyız ve elimizden geldiğince etkin ve aktif mücadele etmeye devam edeceğiz.

  5-Peki bahsi geçen oluşumunuzun temel gayesini bizlere özetler misiniz?
Temel gayemiz “Psikologlar Bağımsız Meslek Yasası” çıkartılması için mücadele etmek. Tek gayemiz bu değil tabi. Az önce de bahsettiğim gibi birlik ve beraberlik içinde olmak, böyle bir sorunun olduğunu her kesime duyurmak, farkındalık yaratmak, halkı bilinçlendirmek, etkinlikler düzenlemek, öğrenci/mezun arasındaki bağı güçlendirmek, mesleki bilinci ve birliğini oluşturmak…
Alanımızda verilen pahalı eğitimlere hiç değinmedim bile. Mezun olan bir psikolog kendisini geliştirmek, mesleğinde yetkin biri olmak için çeşitli firmalardan/derneklerden eğitimler almak zorunda hissediyorlar kendilerini. Bu eğitimler çok yüksek ücretli olmakla birlikte eğitimi veren kişilerin/kurumların denetlenme mekanizması da bulunmamaktadır.
Psikologlara verilen eğitimlerin psikologlarla sınırlı kalmadığını görüyoruz, birçok meslek gruplarının dâhil edildiğini de duyuyoruz. Sertifikalarla “psikolog” olunmaz, psikolog olmak için psikoloji bölümü lisansını başarıyla bitirmek gerekmektedir.
Sertifikalarla psikolojinin herhangi bir alanında uzmanlaşmış olunmaz (…... psikoloğu), uzmanlaşmak için ilgili alt alanın yüksek lisans programını bitirmek gerekmektedir. Örneğin psikoloji bölümü mezunu bir birey klinik psikolog olması için Klinik Psikoloji Yüksek Lisans Programını başarıyla bitirmesi gerekmektedir. Günümüz yasalarına göre de alan dışından birinin Klinik Psikolog olması için ise bilimsel hazırlık, yüksek lisans ve doktora programlarını başarıyla bitirmesi gerekmektedir. Bu durum bile kişiye ‘Psikolog’ unvanı vermiş olmaz.
Psikoloji bölümünün birçok alt uzmanlık alanı mevcuttur ve klinik psikolojiden ibaret değildir.
YÖK onaylı olmadığı uzaktan eğitimlerle lisans ya da yüksek lisans eğitimi veren yerlerin de olduğunu biliyoruz. Bunlar da yasal boşluklardan faydalanıyorlar.
Bizler Türkiye Psikologlar Platformu olarak etik dışı herhangi bir şey fark ettiğimizde bunun karşısında olduk, olmaya da devam edeceğiz. 
Şuan alanda olan ya da alana girmek için hali hazırda eğitim gören öğrenci arkadaşlarımız TPP yapılanmasına nasıl dahil olabilecekler? Kimlerle iletişime geçmeliler?
Türkiye Psikologlar Platformu, tamamen gönüllü psikolog ve psikolog adaylarından oluşmaktadır. Kendi içimizde yönetim kurulunu oluşturduk, üniversitelerde gönüllü takım çalışmasında olmak isteyen temsilcilerimiz var. Arkadaşlarımız bu temsilcilerimizle iletişim kurabilirler. Sadece öğrenciler değil mezunlarımızın da desteği ve iş birliği çok önemli. Gerek yönetim kurulumuzda gerekse Ar-Ge ekibimizde bizimle birlikte takım çalışmasında olan uzman psikolog ve psikolog arkadaşlarımız var. Hemen hemen birçok sektörde, bölgede bizimle takım çalışmasında olan çalışan mezun arkadaşlarımız var. Sosyal medya hesaplarımızdan bizimle iletişime geçebilirler.

Instagram: @turkiyepsikologlarplatformu
Twitter: @pskmeslekyasasi
Facebook: @turkiyepsikologlarplatformu
Youtube: @turkiyepsikologlarplatformu


Verdiğiniz bilgiler için teşekkür ederiz. Bizler psikolog adayları olarak sizin bu haklı çabanızı destekliyoruz. Zira hiçbir meslek dalı yok ki bu kadar kendine yatırım yapmayı gerektiren, ama bu kadar da yalnız bırakılan ve kendi kendine bile bir yaptırımı olmasın! Bu açıdan meslek Yasası şarttır. Bu hem kamu sağlığı adına hem de bu mesleğe emek vermiş insanlığa fayda sağlamak isteyen meslektaşlarımız adına mühim.  O nedenle bu yasayı psikologlar kadar diğer meslek gruplarından insanlarımız, halkımızın Ruh Sağlığını düşünüp acilen talep etmelidir.

  6-Son olarak eklemek istediğiniz bir şeyler var mı?
Bana bu olanağı sunduğunuz için çok teşekkür ederim. Ne kadar çok arkadaşımıza ulaşabilirsek, sesimizi ne kadar güçlü duyurabilirsek o kadar çok güçlü oluruz diye düşünüyorum. Biz birlikte güçlüyüz ve bir olup bir araya gelebilirsek başarılı olabileceğimize inanıyorum.

Görkem Fadime Tav
01/01/2019

Gelişim Psikolojisi Üzerine Temel Esaslar


Gelişim Psikolojisi, bireyin yaşam boyu nasıl değiştiğini inceleyerek bireyin bilinç, davranış ve duygu durumu üzerindeki ilişkisini inceleyen psikolojinin bir alt dalıdır. İncelenen süreç, kişinin yalnızca yetişkinliğe dek olan süresi değil; döllemeden ölüme de dek bütün değişimler incelenir. Gelişim uzmanları, psikolojinin ve hatta bilimin diğer dalları gibi şu görevleri yerine getirmeye uğraşırlar.

    Tanımlamak
    Açıklamak
    Öngörüde bulunmak
    İyileştirmek

Gelişim Psikolojisinde temel olarak sayılar kavramlar büyümek, olgunlaşmak, öğrenmek, gelişim, hazır bulunuşluk ve kritik dönemdir.



Büyümek: Kişinin gelişimininde zamana bağlı olarak ortaya çıkan niceliğe dayalı değişimlerdir.

Olgunlaşma: Bireyin kalıtımsal olarak edindiği gelişim yolu ile edindiği yeteneklerdir. Örneğin; soyut düşünce, konuşabilmek gibi. Bu yetenekler vaktinden önce edinilemez, olgunlaşma sürecine aşırı durumlar haricinde dışarıdan bir müdahale yapılamaz.

Öğrenme: Bireyin olgunlaşma yolu ile elde edemeyeceği, çeşitli olgunlaşma süreçlerinden sonra gelişimini sürdürebilmesi adına deneyim yoluyla gerçekleşen bir gelişim faktörüdür.

Gelişim: Doğum öncesinden itibaren başlayan sistematik, yani düzenli, ve sürekli değişimleri ele alır. Nice gelişim (Boy, kilo vs) ve Nitel gelişim (Motor yetenekler vs) olarak ikiye ayrılır. Nitel gelişimler, hayat boyu devam eder.

Hazır bulunuşluk; kişinin bir öğrenmeyi gerçekleştirebilmesi için yeterli kriterleri karşılayabilmesi durumudur.

Kritik dönem: Organizmanın gelişimi adına oldukça kıymetli olan süreçtir. Kritik dönem kadar önemli olmayan, ancak gelişim adına önemli olan dönemlere de duyarlı dönem denir. Kritik dönem, bireyin hayatındaki yalnızca bir döneme atıfta bulunurken duyarlı dönem çok nadir gerçekleşebilecek olan dönemlerdir.

 Gelişimde saplanmış kurallar ise şu şekildedir;

1.            Gelişim, kalıtımın ve çevrenin karşılıklı etkileşiminin ürünüdür.
2.            Gelişim süreklidir ve aşamalı olarak gerçekleşir
3.            Gelişim bütün kazanım ve kayıpları içerir. (Örneğin, bebeklikte sahip olunan refleksler kaybolur.)
4.            Gelişim bir bütündür ve bütün gelişim alanları birbiriyle etkileşim içindedir.
5.            Gelişim nöbetleşerek devam eder. (Her alan aynı hızda gelişime devam etmez, bazıları hızlanır bazıları yavaşlar.)
6.            Gelişimin kendine özgü bir sırası vardır.
7.            Gelişim baştan aşağı, içten dışa doğrudur. (Anne karnından itibaren)
8.            Gelişim içten dışa doğru gerçekleşir.
9.            Gelişim genelden özele doğrudur.
10.         Gelişim bireysel farklılıklar gösterir.

Gelişimi etkileyen faktörler dört gruba ayrılır. Bunlar kalıtım, hormonlar çevre ve kültür ile tarihin etkisidir.

Gelişime etki eden hormon bezleri hipofiz, tiroid, paratirioid, böbrek üstü bezleri ve eşey bezlerdir. Çevrenin etkisi, doğum öncesi çevre, doğum sırası çevre, doğum sonrası çevre, aile, akranlar, okul olarak altı gruba ayrılır. 

İnsan gelişimi adına kıymetli olan dönemler şu gruplara bölünmüştür;

Doğum öncesi dönem: 9 aylık, hızla süren süreç. Tek bir hücreden yaşam fonksiyonları gelişmiş bir organizmaya dönüşür.

Bebeklik dönemi: Doğumdan sonraki 2 yaşına dek süren dönem. Bebek ebeveynlerine bağımlıdır, bu dönemde sembolik düşünme, ana dil, duyu-hareket eş güdünümü kazanır.

İlk çocukluk dönemi (Okul öncesi dönem): İki yaştan, 5-6 yaşa dek süren döneme tekabül eder. Kendi kendisine yetmeye başlar ve yetişkine bağımlılığı azalır. Harfleri tanımak, talimatları takip etmek gibi okula hazırlık yetenekleri geliştirir, saatlerce akranlarıyla oyun oynayabilir.

Son çocukluk (Okul çağı): İlköğretimini ilk yıllarını kapsayan, 6 ila 11 yaş arasını içeren dönemdir. Okuma, yazma, aritmetik temel becerilerin ön plana çıktığı bu dönemde başarma arzusu ön plana çıkar, sosyal çevresi genişler ve öz denetimde artış görünür. Fiziksel gelişim yavaşlar.

Ergenlik: Erkeklerde 13, kızlarda 11 yaşlarında başlar ve 20 yaşlarına dek sürer. Aniden fiziksel gelişimlerle kendisini belli eder. Bağımsızlık ve kimlik arayışı ön plana çıkar, düşünceler soyutlaşır ve düşünceleriyle olması gerekeni (ideali) arar. Aile dışında daha çok zaman geçirirler, akran gruplarından etkilenirler.

Erken yetişkinlik: 20-30 yaşlar arasıdır. Birey, kişisel ve ekonomik olarak bağımsızlığını edinir. Karşı cinsle ilişkiler kurulur, kendi özgürlüğünü edinir.

Orta yetişkinlik: 30-60 yaşları arasındadır. Sorumlulukları artar, kendinden sonra gelen kuşaklara destek olur, kariyerinde zirveye ulaşır ve emekliliğini arar.

İleri yetişkinlik: 60 yaşından sonrasıdır. Güç azalır, emekliliğe alışmaya çalışır, yalnızlığa alışmaya çalışılır.

Bu üstteki gruplarda bazı gelişim hedefleri vardır, bu gelişim hedefleri de şu şekildedir:

            Bebeklik
    Doğumdan sonra değişen çevreye uyum sağlar
    Düzenli soluk alır
    Uyku saatleri düzene girer
    Katı yiyeceklerle beslenmeyi gerçekleştirir
    Dönemin sonunda dışkı kontrolünü kazanmış olur
    Kendini basit cümlelerle ifade eder
    Dönemin sonunda yürümeyi öğrenir

            İlk çocukluk
    Kendi başına yemeyi öğrenir
    Kendi başına giyinebilir
    El-göz koordinasyonu gerçekleşir
    Cinsiyet farklılıklarını algılar ve cinsiyet devamlılığını kazanır (Cinsiyet rolleri ile karıştırılmamalıdır)
    Konuşması anlaşılır haldedir
    Anne-baba ve kardeşleriyle yakın ilişkiler kurar
    Okumaya hazır hale gelir
    Doğru ile yanlışı anlamaya başlar

            Son çocukluk
    Gündelik oyunlar için gerekli fiziksel becerilerde ustalık kazanır
    Akranlarıyla olumlu ilişkiler geliştirir
    Okuma, yazma, konuşma, hesaplama gibi temel akademik beceriler edinir
    Cinsiyet rolleri kazanır, cinsiyetine uygun davranışlar kazanır
    Günlük yaşam için gerekli kavramlar geliştirir
    Vicdan, ahlak ve değerler sistemi geliştirir
    Kendi başına girişimlerde bulunabilir, kendi iradesini kullanmak konusunda bağımsızlaşır

            Ergenlik
    Bedensel özelliklerini kabul edip etkili biçimde kullanır. Hızla değişen ve oranları değişen bedene uyum sağlar.
    Aile içinde duygusal bağımsızlığını kazanır
    Mesleğine karar verip buna hazırlanır
    Kendi cinsiyetine özgü toplumsal rolleri gerçekleştirir
    Evliliğe ve aile yaşamına hazırlanır
    Toplumsal açıdan sorumluluk ister ve kazanır
    Yaşam felsefesi ile kişisel değer duygusu kazanır

            Genç Yetişkinlik
    Eşini seçer
    Aile kurar ve sorumluluk üstlenir
    Evlendiği kişi ile yaşamını sürmeyi öğrenir
    Çocuk yetiştirebilir
    Ev yönetebilir
    Geçimini sağlayacak bir iş sahibi olur
    Vatandaşlık sorumluluklarını yerine getirir (Askerlik, vergi, oy vermek vs)
    Topluma uygun bir sosyal gruba katılır

            Orta Yetişkinlik
    Yetişkinlere özgü toplumsal sorumlulukları üstlenir
    Ekonomik yaşam koşullarını oluşturup sürdürür
    Sorumluluklarını bilen yetişkinler olarak ergenlere rehberlik eder
    Kendilerine uygun boş zaman uğraşıları edinir
    Eşiyle bütünleşmiş bir kişi olarak hayatlarını sürdürürler
    Orta yaşlarda ortaya çıkan fizyolojik değişiklere uyum sağlar
    Yaşlanan anne babalarına uyum sağlar ve destek olur.

            İleri Yetişkinlik
    Azalan fiziksel güç ve sağlık sorunlarına uyum sağlar
    Emekliliğe ve azalan gelire uyum sağlar
    Eşin ölümüne uyum sağlar
    Akranları ile ilişkilerini canlı tutar
    Toplumsal sorumluluklarını ve vatandaşlık görevlerini yerine getirir
    Kendi durumuna uygun yaşama koşullarını düzene koyar.

           
Gelişimin fiziksel, bilişsel, psikososyal gelişim olarak üç kategorisi vardır. Bu kategoriler şöyle açıklanabilir:

Fiziksel gelişim: Çocuklukta vücudun ve organların büyümesi, fizyolojik sistemlerin fonksiyonunu yerine getirmesi; yetişkinlikte ise yaşlanmanın fiziksel işaretlerinin ortaya çıkması, motor becerilerin kazanımı, kaybı ve süreklilik gibi konular bu başlıkta incelenir. Boy, kilo ve motor beceriler bu fiziksel gelişimle ilgili konulardır. Hem kişilik hem de zihin gücünü etkiler.

Bilişsel gelişim: Algı, dil, öğrenme, hafıza, sorun çözme ve zihinsel süreçler hakkındaki değişimler bu kategoride yer alır.

Psikososyal gelişim: Güdüler, duygular, kişilik özellikleri, kişilerarası becerileri ve ilişkiler, ailede ve toplumda oynanan roller gibi gelişimin bireysel ve bireyler arası değişim ve süreklilikler psikososyal gelişim alanında incelenir.

Bütün bu alanlar birbiri ile ilişkilidir, birisinin gelişimi diğerlerinin de gelişimine temel oluşturur.



-Emrecan ŞUŞTER